https://iclfi.org/pubs/icl-tr/2026-nato
Temmuz ayındaki NATO zirvesi, giderek daha tehlikeli ve istikrarsız bir dünyada gerçekleştiriliyor. Gündemde NATO ülkelerini askerileştirmek, onları ABD saldırganlığının arkasında birleştirmek ve Amerikan postalı gezegenin üzerine indirilirken bunun bedelini halka ödetmek var.
Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a seçilmesi tarihte bir dönüm noktası oldu. ABD’nin emperyalist güçler ittifakının başında dünyayı “barışçıl” biçimde sömürdüğü eski dünya düzeni artık yok. İç sanayisi aşınmış ve dünya üzerindeki denetimi zayıflamış olan ABD, arkasında gizlendiği liberal idealler maskesini çıkardı ve küresel hegemonyasını herkesin pahasına savunmak için çıplak güce yöneliyor. Gazze’deki soykırımdan Lübnan’ın yıkımına, İran’ın bombalanmasından Venezuela’nın boyunduruk altına alınmasına ve Küba’nın aç bırakılmasına kadar, insan acısı açısından hiçbir bedel ABD ve onun Siyonist vekili için çok fazla değildir.
Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık dahil diğer Batılı emperyalist güçler, artan askerî harcamalar ve ABD askerî müdahalelerinin yol açtığı ekonomik bozulma nedeniyle ağır bir bedel ödediler. Ancak yaptıkları tüm gösterişli muhalif açıklamalara rağmen, bu hükümetler hızla hizaya girdiler, Ukrayna’daki ABD vekâlet savaşının masraflarını karşıladılar, Siyonist İsrail’e silah sevkiyatlarını artırdılar ve hava sahaları ile askerî tesislerinin İran’a saldırmak için kullanılmasına izin verdiler. Zayıf küçük ortaklar olarak, dünya sahnesindeki çıkarlarını korumak için ABD’nin sert gücüne bağımlı haldeler ve bu nedenle onun taleplerine boyun eğmekteler.
Doğu Avrupa ve Balkanlar’daki ezilen NATO ülkelerinde, ABD saldırısının yol açtığı ekonomik çalkantı sert bir biçimde hissediliyor. Fakat bu ülkelerin yöneticileri NATO askerileşmesini destekliyorlar. Ekonomik yükü ezilenlerin üzerine yıkarak, sosyal hizmetlere ve işçi haklarına saldırarak, ülkelerinin emperyalistlere bağımlılığını artırarak ve ülkelerini NATO askerî üslerine dönüştürerek, ayrıcalıklı konumlarını korumak için emperyalistlere güveniyorlar.
ABD saldırısını geri püskürtme potansiyeline sahip olan ve barış ile toplumsal ilerlemenin yolunu açabilecek olanlar dünyanın işçileridir. Peki bu krizde işçi hareketi nerededir? Bir etken olmamıştır.
Emperyalistler yıllardır insan hakları, kalkınma ve açık sınırlar gibi liberal fikirlerle gezegene yönelik baskılarını meşrulaştırırken kitleleri ezdiler. Sendika liderleri ve sosyalist sol, liberal saldırıya karşı çıkmak yerine liberalleri tekrarladı hem statükoyla hem de AB, BM ve Uluslararası Çalışma Örgütü gibi emperyalist kurumlarla özdeşleştiler. Bugün sendikalar yıpranmış durumdadır ve sosyalist sol itibar kaybetmiştir, buna karşılık emekçi halk giderek toplumsal düzene karşı tek ciddi muhalefet olarak sağcı güçlere yönelmektedir.
NATO’ya karşı işçi sınıfı muhalefeti için!
Sosyalist sol, bu durumu tersine çevirmek için rotasını ciddi bir şekilde değiştirmelidir. NATO yeniden silahlanırken ve dünya daha tehlikeli ve istikrarsız hale gelirken, sosyalistlerin proleter ve anti-emperyalist bir birleşik cephe kurmak için bir araya gelmeleri acil bir görevdir. Bu yaz düzenlenen NATO karşıtı etkinlikler birlikte çalışmak ve ileriye giden yolu tartışmak için memnuniyet verici bir fırsattır. Bu amaçla, NATO karşıtı mücadeleyi güçlendirmeye katkı olarak aşağıdaki öneriyi sunuyoruz:
-
Baş düşman ABD’dir! ABD dünya emperyalist sisteminin kalesidir ve dünya çapındaki kaosun ve sefaletin başlıca nedenidir. NATO ülkelerindeki ulusal elitler, çıkarlarını kitlelere karşı savunmak için sırtlarını ABD gücüne dayamaktadırlar. Buna karşılık işçi sınıfı için NATO yalnızca felaket anlamına gelir: kitlelerin günlük yaşamını iyileştirmeye yönelik en temel talepler bile ABD’nin ekonomik ve askerî saldırısına karşı çıkmayı gerektirir. Ezilen ve ezen ulusların emekçi halklarını ortak bir düşmana karşı ortak bir çıkar temelinde birleştirebilecek mücadele yöntemi budur.
-
NATO’nun hedeflerini savunun! Filistin, İran, Venezuela, Küba, Çin: bu ülkeler Trump yönetiminin hedef tahtasındadır. ABD bu ülkelere karşı ne kadar başarılı olursa, diğer herkese saldırmak için o kadar güçlü bir konumda olacaktır. Bununla birlikte, bu ülkelerin hükümetleri emperyalizme karşı mücadeleyi kendi ulusal ve sektörel çıkarlarına tabi kılarak kendi savunmalarını zayıflatmışlardır. Sosyalistlerin bağımsız bir rota çizmesi gerekir. Savunma için sınıf mücadelesi stratejisi etrafında güç birliği yaparak, İran hükümetinin sekteryen yöntemlerinin ya da Çin Komünist Partisi’nin milliyetçi stratejisinin yerine uluslararası sosyalizmin yöntemlerinin emperyalizme karşı mücadelede en iyi yol olduğunu pratikte gösterebiliriz.
-
Pasifizme hayır! Trump yönetimi ABD imparatorluğunun küresel gücünü korumak için mücadele etmektedir. Bu temel meselede onu barışa yönelik ahlaki çağrılar, BM kararları, insan hakları ya da uluslararası hukuk durdurmayacaktır. Pasifizm ve ahlaki çağrılarla silahsızlandırılan NATO değil, kendi ezenlerini silahsızlandırmaktan başka bir çözüm yolu olduğuna inandırılarak yanıltılan emekçi kitlelerdir.
-
İşçi sınıfına gidin! Sosyalist solun yalıtılmışlığını aşmak ve bizimle işçi sınıfı arasındaki uçurumu kapatmak, dünün başarısız politikalarıyla kesin bir kopuşu gerektirir. Yükselen sağı boşa çıkarmak için, çürüyen emperyalist düzene karşı tek ciddi muhalefetin milliyetçiler ya da popülistler değil, sosyalistler olduğunu göstermek gerekir. İşçi hareketi içindeki emperyalizm yanlılarına karşı siyasi bir mücadele yürütülmelidir. Buna ezen ülkelerdeki liberaller, emperyalistlerden destek bekleyen ezilen ülkelerdeki modernleştirici milliyetçiler ve her ikisinin de peşine takılan sendika bürokratları dahildir. Ancak işçileri geri tutan engelleri — başta kendi liderliklerinin emperyalistlerle olan bağlarını — aşarak militarizme ve savaşa karşı güçlü bir hareket inşa etmek mümkündür.

